Bu Cumartesi sabahı evden çıkarken bolbol yürümeyi kafaya koymuştuk ama bu kadar uzun bir parkurumuz olacağını tahmin etmemiştik.
Aslında amacımız Da Vinci Code' un Londra güzergahını takip etmekti. Bizi bekleyen 3 durak vardı: Temple-Kings Collage ve Westminister Abbey. Birgün önce kitabın o bölümlerini tekrar okumuş ve hazırlığımızı yapmıştık ama yeterince hazırlanmamışız, meğer Temple haftasonları kapalıymış. Dolayısıyla Piccaddlly yakınlarında bu planımızdan caymak zorunda kaldık. Yine de ne yapacağımızı düşünürken Strand'dan yürümeye başladık.
Strand (City of Westminster, WC2R, UK) Aslında Trafalgar meydanından başlayan ve Fleet Street e kadar devam eden caddenin adıdır. Trafalgarda National Gallery i arkamıza alarak karşı yöne doğru yürümeye başladık. Bu aynı zamanda nehre paralel giden bir yol. Özelliği ne derseniz bu yol üzerinde birkaç güzel bina var. Temple ve Adalet sarayi bunlardan ikisi. Yol boyunca kimi zaman sıradan binalarmış gibi konumlanmış bu görkemli yapılara bakarak yürümek gerçekten çok keyifli.
Temple : Fleet Street üzerinde yürürken sağ tarafınızda bu aşağıdaki koyu kahve binayı göreceksiniz. Burası Da Vinci Code da da bahsi geçen Temple. Buraya district metro hattı üzerinden de aynı isimdeki durakda inerek ulaşmak mümkün. Eğer açıksa içeri girip gezebilirsiniz. Biz malesef görme imkanı bulamadık.
Temple'ı geçerek dümdüz yürümeye devam ederseniz yolun sonunda St Paul'e çıkacaksınız. Biz macera olsun diyerek aralardan başka yollara saptık ve şans eseri Dr. Johnson's House' u bulduk. Kendisi kimdir derseniz, 18.yy da bu evde yaşamış bir yazar ve şimdi de kendisinin 300 yıllık evi bazı organizasyonlara ev sahipliği yapıyor. Biz iceri girmedik ama girmek isterseniz aşağıdaki link size yardımcı olabilir.
http://www.drjohnsonshouse.org/
Bu heykelini gördüğünüz resimdeki kedi Dr. Johnson'un evinin tam önündeki meydanda bulunuyor ve tahmin ettiğiniz gibi Dr. Johnson'un kedisi. Bu evi ve kediyi görmek isterseniz Fleet streette Temple' a gelmeden soldaki sokaklardan birinden girmeniz gerekiyor. Sokağın başında evin yönünü gösteren bir tabela da var.
Eğer Fleet streetten düz devam ederseniz St. Paul'e ulaşırsınız. St. Paul bence Londra'nın hem en güzel hem de en görkemli manzaraya sahip kilisesi ve görülmeye değer bir turistik mekanlardan biridir. Hergün yüzlerce turisti ağırlamasının yanı sıra birçok organizasyona da ev sahipliği yapar. Org resitallerine rastgelirseniz şanslısınız.
Kilisenin içinde girişteki bölümler ücretsizdir ancak yüksek kubbesinden manzarayı görmek isterseniz bilet almanız gerekiyor. Bence görülmeye değer. Konum olarak birçok tarihi binanın ortasında olduğu için çok güzel bir manzarası var.
Museum Of London
St. Paul'e hemen hemen 10 dk yürüme mesafesindeki bu müze sizi pek fazla şaşırtmayacak ufak tefek objeler ve tarihten günümüze yepyeni şekilde ulaşmış günlük hayatın parçası olan eşyalarla dolu. Aşağıda beni en etkileyen parçaları koydum. Müzenin girişindeki çok eski zamanlardan gelen kalıntılar sizi yanıltmasın, ilerleyen bölümlerinde aklınızda Londra ile ilgili güzel görüntüler bırakacak şık bölümleri de mevcut.
Bu uzun gezi sırasında karnınız acıkırsa St. Paul un hemen karşısında kiliseyi güzel bir açıyla gören Paul'de yada Museum Of London'un hemen karşısındaki Pret'te birşeyler atıştırabilirsiniz.
16 Şubat 2013 Cumartesi
5 Kasım 2012 Pazartesi
Covent Garden ve Neil's Yard
Covent Garden, 1900'lü yıllarda sebze meyve hali formatında , bakımsız ve pis sokakları olan bir pazar yeriymiş. Ancak o zamanlarda bile muhafaza edilen mimarisi günümüzde artık son derece popüler bir turistik ve sosyal mekan haline gelmiş durumda. İçerisinde birçok lüks cafe ve restaurantla beraber onlarca mağaza ve tezgahı barındıran bu şipşirin mekan günün her saati ziyaretçilerle dolup taşmakta. Üstü kapalı olduğu için yağmurlu havalarda da gezmeye uygun bir yerdir. Özellikle haftasonları birçok sanatçı ve show ustasının gösterileriyle renklenir ve bir panayırı andırır.
Aşağıdaki iki resim Covent Garden'in geçirmiş olduğu evrimi en iyi şekilde anlatıyor...
Gitmişken ne yenir derseniz marketin içinde Jamie Oliver'in Restaurantını deneyebilirsiniz. Etrafı cam olduğu için marketi de seyretme imkanınız olur. Pizzalari ve sarımsaklı mantarını öneririm. Ayrıca marketin alt katında koca tavalarda paella yapıyorlar. Ben daha deneyemedim ama talibi çok.
Londra'ya geldikten neredeyse 1 sene sonra twitterda gördüğüm 'Londra'daki bu renkli cafeyi gördünüz mü?' tweet iyle araştırmaya başladık burayı, resimdeki cafenin, bulunduğu bölgenin adının Neil's Yard olduğunun sonradan öğrendiğim küçük avluda olduğunu keşfettik. Covent Garden'ı sokak sokak bilmemize rağmen bu küçük avluyu hiç farketmemiştik. İlk fırsatta Neil's Yard' a gitme kararı aldık! İçerisindeki ufak cafeler ve ortasındaki masalarla ufak ama şirin bir avludan ibaret olan Neil's Yard son zamanlarda renkleri iyice canlanan binalarıyla daha da popüler bir mekan haline gelmiş.

4 Temmuz 2012 Çarşamba
Columbia Road Flower Market
Londra'da her Pazar gunu sabahtan cicek pazari kuruluyor. Sehirde bahcesi olan cok insan oldugu icin gercekten bu pazara gittiginizde inanilmaz bir kalabalikla karsilasiyorsunuz. Sadece pazarin icinde yurumek ve ciceklere bakmak bile bana cok keyifli gelir. Bahcesi olmayanlar icin de envai cesit buket bulabilirsiniz. En populeri de kocaman aycicekleri demetleri. Birdahaki gidisimizde mutlaka alacagim.
Sokagin girisinde saksi ve bahce aksesuarlari satan dukkanlar var. Birkac tane de 2.el sus esyasi satan yer ki ben simdiye kadar birsey alamadimsa da cok seviyorum ikinci el ev esyalarina bakmayi. Genelde hepsinde cok sirin porselen fincanlar, tabaklar gumus catal bicaklar oluyor. Kaziklanma ihtimalimi de goz onunde bulundurarak sadece bakmakla yetiniyorum.
Adi her ne kadar Flower market diye gecse de bol bol sebze, meyve ve otlar da var. Isterseniz fide isterseniz sogan seklinde satiyorlar. Tohum yok malesef.
Sabah saat 8 de acilan pazar saat 3 de toplanmaya basliyor.
2 Temmuz 2012 Pazartesi
Regents Park
Londra'nin en buyuk parklarindan birisi. Lokasyon olarak daha cok yerlesim bolgelerine yakin oldugu icin Hyde Park kadar turistik bir park degil. Ama Hyde Park'tan cok buyuk. Icerisinde bir acik hava tiyatrosu bile var, onunden her gectigimizde bagirarak konusan birilerini duyuyorum ama henuz ne oynandigini, biletlerin ne zamanlar satildigini anlayamadim. Hem Regents parkta hem de hyde parkta resimdeki gibi sezlonglar var. Ucretli olan bu sezlonglara 2 pound odeyerek istediginiz kadar oturabilirsiniz. Ucreti park icinde surekli dolasan gorevliler topluyorlar. Tabi ucret vermemek icin gorevliyi gorunce kalkip giden de var. Parkta istediginizde yere bir ortu serip oturabilirsiniz. Turkiye'deki parklarin aksine burada cimenlere oturmak yada basmak serbest. Ayrica London Zoo da Regents Park'in icerisinde.
Regents Parkin icerisinde yapay kucuk goletler ve kanallar var.
Bu kanallarda gezen boatlara rastlayabilirsiniz. Ayrica cok farkli turde agac ve cicekler ekili. Ozellikle ilkbahar ve yaz aylarinda park cok daha keyifli manzaralar yakalamak mumkun. Regents Parkin bir ucundaki Primrose Hill'den sahane bir Londra manzarasi goruluyor.Regents Parktaki Gul bahcelerinden...


1 Temmuz 2012 Pazar
Hampstead
Londra'da hem huzurlu hem de hareketli bir yerde zaman gecirmek isterseniz size Hampstead' i oneririm. Seneler once esimle Londra'ya gezmeye geldigimizde burayi gezmistik. Sanirim haftaici bir gundu, hava cok soguktu. Sokaklar bombostu. Londra'da nadiren gorebileceginiz yokuslu yollarinda dolasmis evlere ve parkin guzelligine daha dogrusu dogalligina hayran kalmistik. Sokaklarda yururken defalarca 'bu eve bayildim' dedigimi hatirliyorum. Belkide ilk defa Londra'da turist mekani degil bir yerlesim bolgesini gezdigim icin bu kadar begenmistim. Sonrasinda onlara cok benzeyen bir eve yerlesecegimizi soyleseler ikimiz de inanamazdik...Simdi guzel bir cafede oturup saga sola bakmak , arada birkac magaza gezmek istedigimizde yada sadece evimize yakin bir yerde sakin bir gun gecirmek istedigimizde Hampstead'in yolunu tutuyoruz. Haftaici yada haftasonu farketmiyor eger hava guzelse, sokaklari ve cafeleri mutlaka dolu gorursunuz.
Hampstead'deki cafelerden bahsetmek gerekirse: kahvalti yada kahve icmek isterseniz Londra'da birden fazla yerde karsiniza cikan Giraffe' i ana cadde uzerinde gorursunuz. Italyan yemekleri sevenler icin yine bircok yerde subesi olan Carluccios da var. Ayrica, bence, Londra'daki en guzel kahveyi ictigim Ginger&White da Hampstead'de. Hatta eger high streete gittiyseniz Mason Blanc da cok guzel. Onu gecince hemen soldaki kisacik ve dar sokaga saparsaniz sagli sollu 3 restaurant var, birisi Ginger& White zaten, onun caprazindaki mekanin da yemekleri guzel gorunuyor, adini unuttum simdi. Bir de unutmadan eger oralarda yururseniz icinde antikacilarin oldugu kucuk carsiyi da gezin. Bir girisi hemen Ginger&White ' in karsi hizasinda. Diger girisi de High Street e paralel diger cadde uzerinde.
Ayrica high streetten yukari cikarken sagda Gap'in falan oldugu hizadaki dar sokaklardan biri de cok guzeldir. Icerisinde ikinci el esyacilar, dondurmaci ve cafeler var.
Asagida antikacilarda cektigim fotograflar da var. Minyatur neredeyse parmaginizin ucundan daha kucuk sekilde yapilmis eski oyuncaklar cok sekerdi. Ayrica antikacilarda gumus ev esyalarindan takiya bircok farkli tarz urun satiliyor.
28 Haziran 2012 Perşembe
Portobello Market

Nottinghill Gate station da inip karsiya gecip cadde uzerindeki Boots'un hemen sagindaki sokaktan sapip dumduz gideceksiniz. Sagli sollu dukkanlarin siralandigi sokak boyunca yurudugunuzde karsiniza iki yol cikacak, soldakinden girdiginizde pazarin basina cikarsiniz. Portobello pazari sadece cumartesi gunleri kuruluyor. Diger gunler sokak boyunca olan magazalar acik ancak tezgahlar olmuyor. Cumartesi gunleri tezgahlarda yiyecekler, ikinci el esyalardan kiyafetlere cesitli ev aksesuarlarina kadar bircok seyi bulmak mumkun. Turistik bir mekan oldugu icin oglene dogru dolmaya baslayan pazar aksama kadar tiklim tiklim oluyor. Bence Londra'ya gelen herkesin gormesi gereken turistik bir market. Cumartesi sabahtan gidip sokagin sol tarafindaki Gail's de birseyler yiyip yarim gunu burada gecirebilirsiniz.Gordugunuz fotograflari hafta ici bir gun cektim. Sizi yaniltmasin, cumartesi gunleri boyle tenha olmaz.
Portobello'ya son gidisimde arkadaslarim sayesinde yeni bir sokak ogrendim. Pazardan asagiya inerken bir 4 yol var, bir kosesinde All Saints var. Onun karsisindaki sokaga girdiginizde 100-150 mt ileride sol tarafinizda renkli kucuk evler goreceksiniz. O sira boyunca birkac tane guzel cafe var.
Biz Daylesford' da oturduk. Organik besinler satiyorlar ayni zamanda icerisinde cafesi var. Kahvalti ve ogle yemekleri icin tercih edebileceginiz guzel bir mekan.Brighton Gezisi
Aslinda Brighton' a gectigimiz Kasim ayinda gitmistim. Bu sahil sehrini rahatca gezmek istiyorsaniz kış aylari cok dogru zamanlar degil. Keza oradan dondukten sonra bir hafta hasta yatmistim evde...Benle beraber gelen arkadaslarim da ayni sekilde
.
Brighton; Londra'ya trenle 45 dakika mesafede. Geçenlerde Sherlock Holmes'un yeni bolumunde balayi icin Brighton'in adi balayi mekani olarak geciyordu. Deniz kenarinda olmasi tatil cagrisimi yapsa da su cok soguk ve yazin bile cok az kisi girmeye cesaret ediyormus. Biz kisin gittik, ben boyle soguk gormedim desem yeridir. Trenler Victoria station'dan kalkiyor. Istasyon icerisindeki atm ye benzer makinalardan kredi karti yada nakit ile bilet alabilirsiniz. Biz gittigimizde 20 dk sonrasina bilet bulmustuk.Zaten trenler genelde cok dolu degiller.
Peki ne var Brighton'da ? Benim bu sehirden haberdar olmama sebep, dil okulu icin Turkiye'den oraya gelen iki arkadasimdi. Londra'ya yakinligi, yerlesim ve kurslarin Londra'ya kiyasla makul fiyatlarda olmasi bircok kisiyi bu sehre cekiyor. Ama tren biletleri oyle cok sik Londra'ya gelmeye musait fiyatta degil. Gidis gelis 20 pound civarinda.
Bir grup arkadas gittik ve trenden iner inmez solugu sahilde aldik. Cok genis bir sahil seridi var. Tamamen taslik. Su o gun inanilmaz dalgaliydi ama sanirim kisin genelde oyle. Ama yine de manzara guzel. Istasyondan direkt sahile indiginizde sol tarafinizda pier i goreceksiniz. Icerisinde kapali bir oyun alani var. Para atilarak oynanan onlarca makinada 2-3 pound kaybettikten sonra Fish&chips yemek uzere hemen pierin karsisindaki buyuk restauranta girdik. Bir arkadasim iyi bir Yunan restauranti da var demisti ama bizim gruptakiler fish&chips i tercih ettiler.
Yemekten sonra, soguga ragmen Royal Pavilion'un etrafinda dolastik ama birsure sonra kapali bir yerlere gitmeye karar verdik ve 6 tane kiz ne yaparsa onu yaptik: kendimizi alisverise verdik :)
Iste tam da bu nedenle bu gezimi buraya yazma konusunda kararsiz kaldim zira gezimiz hava mualefeti sebebiyle pek bir yer goremeden sona ermek zorunda kaldi. Ama bu kadar bilginin de birilerine belki bir faydasi olur diyerek yazmaya karar verdim. Eger yazin gitme firsatim olursa hemen detaylari yazacagim :)

.
Brighton; Londra'ya trenle 45 dakika mesafede. Geçenlerde Sherlock Holmes'un yeni bolumunde balayi icin Brighton'in adi balayi mekani olarak geciyordu. Deniz kenarinda olmasi tatil cagrisimi yapsa da su cok soguk ve yazin bile cok az kisi girmeye cesaret ediyormus. Biz kisin gittik, ben boyle soguk gormedim desem yeridir. Trenler Victoria station'dan kalkiyor. Istasyon icerisindeki atm ye benzer makinalardan kredi karti yada nakit ile bilet alabilirsiniz. Biz gittigimizde 20 dk sonrasina bilet bulmustuk.Zaten trenler genelde cok dolu degiller.
Peki ne var Brighton'da ? Benim bu sehirden haberdar olmama sebep, dil okulu icin Turkiye'den oraya gelen iki arkadasimdi. Londra'ya yakinligi, yerlesim ve kurslarin Londra'ya kiyasla makul fiyatlarda olmasi bircok kisiyi bu sehre cekiyor. Ama tren biletleri oyle cok sik Londra'ya gelmeye musait fiyatta degil. Gidis gelis 20 pound civarinda.
Bir grup arkadas gittik ve trenden iner inmez solugu sahilde aldik. Cok genis bir sahil seridi var. Tamamen taslik. Su o gun inanilmaz dalgaliydi ama sanirim kisin genelde oyle. Ama yine de manzara guzel. Istasyondan direkt sahile indiginizde sol tarafinizda pier i goreceksiniz. Icerisinde kapali bir oyun alani var. Para atilarak oynanan onlarca makinada 2-3 pound kaybettikten sonra Fish&chips yemek uzere hemen pierin karsisindaki buyuk restauranta girdik. Bir arkadasim iyi bir Yunan restauranti da var demisti ama bizim gruptakiler fish&chips i tercih ettiler.Yemekten sonra, soguga ragmen Royal Pavilion'un etrafinda dolastik ama birsure sonra kapali bir yerlere gitmeye karar verdik ve 6 tane kiz ne yaparsa onu yaptik: kendimizi alisverise verdik :)
Iste tam da bu nedenle bu gezimi buraya yazma konusunda kararsiz kaldim zira gezimiz hava mualefeti sebebiyle pek bir yer goremeden sona ermek zorunda kaldi. Ama bu kadar bilginin de birilerine belki bir faydasi olur diyerek yazmaya karar verdim. Eger yazin gitme firsatim olursa hemen detaylari yazacagim :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





























