Channel island etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Channel island etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2018 Pazartesi

Doğumgünü Kutlamaları





Anneliği tecrübe edişimin dördüncü yılına yaklaşıyorum. Doğumgünlerini şimdiye kadar hep Türkiye'de kutlamıştık. Başka ülkelerde nasıl kutlandığını da bilmiyordum.

 Türkiye'deki partilerde evde yada dışarıda kuş sütünün eksik olmadığı sofralar, çocukların büyüklerle birlikte katıldığı pardon büyüklerin de olaya büyük ölçüde dahil olduğu kutlamalarımız vardır bizim. Bazen içerisinde çocuk oyun alanı bulunan restaurantlar bazen evde kocaman masalar dolusu yiyeceğin büyüklerin sohbetlerine eşlik ettiği organizasyonlar.. Kınamak için söylemiyorum benim de bildiğim hep bu idi. Çocukluğumda, kendi doğumgünlerim de her zaman böyleydi. Hediye açma faslı dışında da çocuğa ait birşey görmezdik pek. Diyeceğim o ki buradaki doğumgünleri biraz farklı.

Direkt konuya gireyim, okulların açıldığı haftaydı, sınıfın yanındaki odada öğrencilerin çantalarının  durduğu yerdeki bölmelerde -normalde o gün yaptıkları faaliyetleri bırakıyorlar oraya- her öğrencinin adının yazılı olduğu zarflar konmuştu. Davetiye imiş meğersem. Doğumgünü partisi yapacak olan çocukların velileri sınıftaki tüm öğrencilerin adına yazılmış birer davetiye koyarak partinin gününü, saatini (bitiş saati birlikte, genelde de iki saatlik bir aralık), adresi ve anneye ait telefon numarasını belirterek gelip gelmeyeceğinizi mesaj ile haber vermenizi rica ediyorlar. Oğlumun sosyalleşmesi için davetlerin hepsine katılmaya karar vermiştim. Henüz sınıftaki velilerden yalnızca birini tanıyordum, onun gelip gelmeyeceğini de bilmiyordum ama hiç önemli değildi. Partiye kendim için gitmeyecektim, eninde sonuna oraya gittiğimizde çocukların kaynaşacağından, oğlumun güzel zaman geçireceğinden, arkadaşlarıyla oynayıp yeni birşeyler öğreneceğinden çok emindim.

Düşündüğüm gibi de oldu. İkimiz için de öğrenilecek çok şey vardı. Gözüme çarpanları, hoşuma gidenleri dilimin döndüğünce aşağıda anlattım.


Mütavazi Partiler
Katıldığımız ilk parti epeyce büyük, bahçeli bir evde idi. Evin içini hiç görmedik desem yeridir. Bahçesindeki salıncak, zıplama alanı, trambolin ve birkaç bisiklet sayesinde çocuklar hep bahçede oynadılar. Hava da müsaitti buna. (Bizim sonbahar düzeyinde, güneşsiz ve serin bir havaydı. Bütün çocuklar tshirt giymiş ve çorapsız koşturdular bahçede) Yaklaşık 1,1-5 saat koşturmaca ile geçti. Velilerin oturabileceği birkaç bank ve koltuk koymuşlardı. Kimisi çocuk peşinde kimisi bu koltuklarda arada bölük bölçük sohbet ederek çaylarını kahvelerini yudumladılar. Ardından yere bir örtü serildi. Üzerine plastik tabaklarda peynirli sandiviçler, meyve ve kurabiye, plastik bir sürahi su koydular. Bütün çocuklara birer kağıt tabak verildi, ortadan istediklerini alıp örtünün üzerinde oturup yediler. Bu sırada aynı menü hiç eksik ve fazlası olmadan büyüklere de sunuldu. Bu esnada hiç hediye paketi görmedim neredeyse. Gelen paketler bir kenarda açılıp içindeki oyuncak her ne ise hemen kaldırılıp içeri götürüldü. Çocukların yemeği bittikten sonra kocaman bir hediye paketi geldi. Örtünün üzerinde daire şeklinde oturdular ve müzik başladı. Bu standart oyun hemen hemen her doğumgününde oluyor. Paket elden ele dönüyor, müzik durunca elinde paket olan çocuk paketi açıyor içinden bir hediye paketi daha çıkıyor böyle böyle paketin içindeki oyuncağa ulaşana kadar dönüyor müzikle birlikte. Her paket açan çocuğa paketli bir çikolata şeker veriliyor. (Bunu sevmedim) En sonunda içinden bir oyuncak çıkıyor ve kimin elinde kaldıysa o oyuncak onun oluyor. Bu da zaten partinin sonu. Ardından herkes dağılıyor. Pasta kesilirse ortada yenmiyor bir kağıda sarıp anne-babaya veriliyor. Çocuğunuza şeker vermiyorsanız bunu söylediğinizde oyun esnasında da hakettiği şeker çikolatayı size getirip veriyorlar.

Sorumluluk Sahibi Babalar
Çocuğunuzun partiye katılacağını söylediğinizde kimse onu partiye kimin götüreceğini sormuyor. Anne götürür diye bir kavram da yok. İsterseniz çift olarak, isterseniz yalnızca anne/baba götürebilir. Benim gözlemlediğim anneler kadar babalar da getiriyorlar. Bir arkadaşım eşiyle nöbetleşe katıldıklarını söyledi. Böylece haftasonu birinden birisi kendi işini yapıp dinlenebiliyor o iki saatte. Biz de aynı şeyi yapmaya başladık.

Partiler Çocuklar İçin
Büyükler için, büyüklere yönelik hiçbir şey yok partilerde. Anneler sadece anneleriyle arkadaş oldukları çocukları çağırmıyorlar partiye. Çocukların arkadaşları çağrılıyor. Yiyecekler, organizasyonlar, oturma düzeni, mekan seçimi herşey çocuklar için.

Şaşaalı Organizasyonlar Yok
Ortamda birkaç balon dışında süsleme görmedim. Temalı masalar, özel standlar, posterler yok. Bazen gelen tüm çocuklara boyama kitabı, sticker gibi basit hediyeler veriliyor veda edilirken, o kadar.

Ne yalan söyleyeyim bu partiler çok içime sindi benim. Kısa sürdüğü için kavga gürültü, ağlama krizleri minimumda. İki saat oynayıp dağılıyorlar. Haftasonu koca bir gününüz gitmiyor. Yiyecekler onlara uygun olduğu için elinde porselen tabak çatal peşlerinden koşturan anne-babalar da yok. Hediyeler ortada açılmadığından oyuncak kavgası da yok. Ben sevdim. Yeniliklere açık olmak, bazı konularda öncü olmak isterseniz deneyebilirsiniz. Neticede bazen birileri yapar ve herkes peşinden gitmeye başladığında normal olan o olur. Bundan 15-20 sene önce baby showerlar, hastane süslemeleri var mıydı hayatımızda? Belki de şimdilerde gösterişleri bıraktığımız, çocuklarımız montessorilerle, evde yapılan oyuncaklarla oynatmaya başladığımız dönemde doğumgünü partilerinde de biraz değişiklik yapabiliriz...Belki de yapmaya başlayanlar olmuştur bile.









27 Ağustos 2018 Pazartesi

Şimdi Nerede Yaşıyorum?

Londra hayatımıza bir Türkiye molası verip ardından bu defa çocuğumuzla Birleşik Krallıktaki yeni maceramıza atıldık; yeni evimiz Jersey Island'da.

Jersey Channel Island Fransa ile İngiltere arasında ama daha çok Fransa topraklarına yakın bulunan adalar topluluğundaki en büyük ada. Yalnızca bir ada değil Birleşik Krallık - UK vizesi ile gelinebilen, anadilin İngilizce olduğu ancak kendine ait bir bayrağı olan bir ülke de aynı zamanda. Yaşama kararı alana kadar adını duymadığım hakkında hiç bilgi sahibi olmadığım bu ülkede yaşayan sayılı Türkten birisi olduğumu söyleyebilirim. Ancak benim bilgisizliğim sizi yanıltmasın Londra'dan 45 dakikalık bir uçak yolculuğu ile haftasonu kaçamağı yapan İngilizlerin sayısı az değil. Sadece bununla kalmaz yaklaşık bir saatlik bir feribot yolculuğuyla da Fransa'ya bağlanır. Esasen finansal bir merkez olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ama aynı zamanda tarım ve hayvancılıkta da kendilerine özgü ürünleriyle gelir elde ediyorlar. Jersey ineği ve Jersey patatesi "Jersey Royal". Nüfusu İngilizler, Portekizliler, Polonyalılar ve Fransızlar oluşturuyor diyebilirim.

Özellikle finans alanında çalışanlar için adada iş fırsatı çok. Gerek nüfusun azlığı gerekse içerisinde bir üniversite barındırmaması nitelikli işgücünün teminini zorlaştırıyor. Ayrıca adada yaşam şartları belli bir gelir düzeyinin altındakiler için çok da kolay değil. En önemli handikap ev tutabilmek için lisans şartının olması ve bu lisans olmadan tutulabilecek evlerin diğerlerine kıyasla daha eski/ufak ve kiralarının pahalı olması. Ama neticede adada her gelir düzeyinde insan yaşıyor ve şunu söylemem hiç yanlış olmaz "çoğunluk adada yaşamaktan memnun". Neredeyse hiç suç işlenmemesi, insanların sıcak, samimi ve saygılı olması bunda en büyük etken.

Ne yazık ki Londra'nın aksine bu küçücük ada ile ilgili anlatılacaklarım bir turistik gezi çerçevesinde tutsam sanırım 8-10 posttan sonra konu bulmakta zorlanırım. Bu nedenle bundan sonraki postlarım tamamen günlük yaşantımız ve çokca "Memleketinden başka bir ülkede yaşamak" ile ilgili olacak. Biliyorum ki Türkiye'den göç etmeyi düşünen çok insan var. Korkular, kaygılar ve bilinmeyenin yarattığı kararsızlık ancak bu tarz bloglar sayesinde aşılabilir. Eksisi artısı ve yaşamı kolaylaştırabilecek şeyleri aklıma geldikçe bu blogda paylaşacağım.